Ketojenik Beslenme

Vücudumuzda en önemli enerji kaynağı karbonhidratlardır. Bazı durumlarda protein ve yağların daha yoğun bir şekilde vücut tarafından kullanılması durumunda keton cisimcikleri oluşmaktadır. Bu moleküller vücut tarafından enerji kaynağı olarak kullanılabilmektedir. Bu özelliğinin dışında bazı özellikleri daha bulunmaktadır. Bu özelliklerin oluşturulması adına uygulanan diyet modeli ketojenik diyettir.

Peki keton cisimciklerin işlevi nedir de biz bu molekülleri hem bazı hastalıkların beslenme tedavisinde hem de zayıflama süreçlerinde konuşuyoruz?

Elbette burada bahsedilen biyokimyasal mekanizmaları uzun uzun anlatmayacağım ama temel prensipte keton cisimciklerinin gözlemlenmiş bazı etkinlikleri dikkat çekmektedir. Onları sizlere kısaca özetlemek istiyorum:

  • Keton cisimcikler küçük yapıda moleküllerdir, kan-beyin bariyerinden rahatlıkla geçerler, bu özellikleri onları yetersiz glukoz durumunda beyinde enerji gereksiniminin karşılanması için uygun moleküller yapar. Bu özellikleri ile nörolojik bazı hastalıkların (epilepsi gibi) tıbbi beslenme tedavisinde önemli bir role sahiptirler.
  • Keton cisimcikler bazı antioksidan mekanizmaları uyarır ve antioksidan etkinlik gösterebilirler, bu da toksik maddelerin vücutta etkisiz hale getirilmesinde önemlidir.
  • Keton cisimcikler, mitekondriyal fonksiyonların korunmasını sağlayarak hücre (dolayısıyla organizma) yaşlanmasını önlerler.

Bu 3 madde ile özetleyebileceğimiz etkinlikler bu zamana kadar keton cisimcikler için, bazı amaçlara ve uzun aralıklı beslenmenin de sağlandığı süreçlerde anti-aging dediğimiz aktivitelere hizmet edilebileceği ifade edildi.

Yayının/yazının ilerleyen kısımlarında bahsedilen bu mekanizmaların diyette nasıl amaçlar ve etkinlikler gösterdiğini de açıklayacağım.

Keton cisimlerin oluşumu sadece diyetle mi olur?

Organizmada keton cisimcikleri oluşumunun birkaç yolu var. Bunlar; 12 saat ve üzeri açlık, uzun süreli egzersiz ve diyet.

12 saatten uzun süren açlıklarda vücutta kasta ve karaciğerde depo edilen glikojen depoları tükenir ve organizma enerji gereksinimini karşılamak amacıyla protein ve yağ moleküllerine yönelir. Bu sürecin başlangıcında enerji yakımı ve protein ve yağların dönüşümü hızlı gerçekleşir; ancak süre uzadığında enerji harcama, dolayısıyla protein ve yağların oksidasyonu da azalmaya başlar.

Uzun süreli egzersizlerde yine glikojen depolarının tükenmesi ve enerji gereksinimini karşılayamama durumu keton cisimciklerin oluşumunu artıracak süreçleri indükler.

Ketojenik diyet ise diyette karbonhidrat alımının en düşük seviyelere çekilerek organizmada bir açlık mekanizması oluşturulması amaçlanmaktadır. Buna bağlı olarak belirlenmiş birkaç ketojenik diyet modeli bulunmaktadır. Ketojenik diyet modelinde esas besin ögesi yağdır. Diyet modellerinin geneline bakıldığında, diyette günlük enerji gereksiniminin %60-80 aralığı yağlardan, %10-30 aralığı proteinden ve %10 aralığı karbonhidratlardan gelmektedir.

Keton moleküllerin oluşumlarına yönelik yaklaşımların sağlık ve zayıflama üzerine etkileri nelerdir?

Keton cisimciklerin oluşum mekanizmasında sonuçta yağlar ön planda enerji kaynağı olarak ifade edilmektedir. Bu durum vücut yağı kaybının hedeflendiği durumlarda ve yarattıkları etki mekanizmalarında “daha kolay zayıflama” gibi bir illüzyona neden olabilmektedir. Ketojenik diyet, bilim dünyasında obezite, diyabet gibi bazı kronik hastalıkların tıbbi beslenme tedavisi olarak kullanılıp kullanılmayacağına dair sorularla irdelendi. Özellikle yüzeysel olarak değerlendirildiğinde, diyabet karbonhidrat metabolizmasında bozukluk olarak ilerleyen bir hastalık olduğu için diyette karbonhidrat kısıtlamak mantıklı bir çözüm yolu olarak düşünülebilmekteydi; ancak ketojenez mekanizmalarının neden olduğu yan etkiler hastalığın tedavisinde bu yöntemin uygulanabilir olduğu konusunda ikna edici yönde ilerleme göstermedi.

Ketojenik diyetlerde, bireyin protein gereksinimine göre spesifik olarak karar verilebilmekte birlikte bazıları görece kısıtlı protein alımına neden olmaktadır. Ketojenik diyet, ayrıca diüretik etkinlik göstermektedir. Bu nedenle böbrek fonksyionları diyetin uygulanması süresince yakından takip edilmelidir.

Ketjoenik diyetlerin uzun süreçte uygulanmasındaki etkinliği henüz aydınlatılamamıştır; ancak bireyin sağlık durumunu ve yaşam kalitesini bozacak bazı yan etkilerinin gözlemlendiği bilinmektedir. Kısa süreçteki etkinliği ise mekanizmal etkinliği bakımından daha iyi anlaşılmıştır. Diyabet, insülin direnci veya prediyabet durumunda kısa süreli etkinliğinin düşük karbonhidrat diyeti ile insülinin dahil olduğu mekanizmaların ekarte edildiği ve dolaylı olarak enerji alımının da azalmasına bağlı olarak hem ağırlık kaybı hem de kan glukoz ve insülin seviyelerinde iyileşmeye neden olmaktadır. Ancak kısa veya uzun dönemli uygulama aşamalarında, bireylerde hipoglisemi, dehidrasyon, elektrolit seviyelerinde bozulma, kan yağlarını gösteren değerlerin bazılarında yükselme, bazı vitamin ve mineral yetersizliklerinin görülmesi, konstipasyon, kusma, “ketojenik grip”, halsizlik veya depresyon görülebilmektedir.

Zayıflamayı hedefleyen bireyler için ketojenik diyet bir seçenek mi?

Obezite tedavisinde ketojenik diyetin bir seçenek olarak gösterilmesinin en büyük nedeni günümüzde şişmanlığa neden olan artmış basit karbonhidrat tüketimidir. Ketojenik diyet uygulamalarında kısa sürede vücut ağırlığı kaybının sağlanabileceği; ancak beslenme alışkanlıklarının değiştirilmemesi nedeniyle bu ağırlık kaybının kısa süreli olduğu, bu diyetin vücut yağı kaybının dışında vücut sıvısında da kayba neden olduğu gözlemlenmiştir.

İfade edilen tüm bu özellikler göz önünde bulundurulduğunda epilepsi gibi bazı hastalıkların tıbbi beslenme tedavisinde uygulanabileceği, diyabet ve insülin direncinin tedavisinde etkinlik gösterebileceği ancak bu etkinin dışında bu diyetin istenmeyen birçok yan etkiye neden olduğu, uzun süreli uygulamalarda kardiyovasküler hastalıklar, kontrolsüz kan basıncı, konstipasyon, böbrek taşı gibi sağlık sorunlarının yanı sıra aşırı düzeyde keton cisimciklerinin üretilmesi kan Ph dengesini olumsuz etkileyerek hayatı tehdit eden tablolar da ortaya çıkarabilmektedir.

Her zaman en doğru tercih yeterli, dengeli, çeşitli ve doğru zamanlamada beslenme alışkanlıklarını kazanmak olacaktır.

Sağlıklı ve zinde günler dileriz.

Diyetlif
içimizdeki saat

Acaba İçimizde Bir Saat Olabilir Mi?

inflamatuar-ve-antiinflamatuar

İnflamatuar ve Antiinflamatuar Besinler